Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Flickr button

Archive for the Rainbowglow category

Haziran 15th, 2010

Dur. İzin verirsen ben dile getireyim sevgili okur. Senin getireceğin yok

Posted in Rainbowglow by Tayfun Kayacık

O pamuktan elleriyle ağır ağır ruhumuzu okşayan,  kendi yarattığımız kişilikli bunalımlarımızdır hayatlarımızı sıradışı kılan ve yaz günü kahıra bulayan. Seni, senin gibilerin anlayamamasıdır yücelten. Herkesten ve herşeyden farklılaşmak olmuştur aşka yapılan kurun adı.  Anne ve babayla olan bağı koparmaktır pembesi karaya çalan tablomuzda resmettiğimiz. Melankolidir ağızımıza bir kaşık bal çalıp karşılığında görme yetimizi bizden alan.

Hayatın akışına ” Oturum Aç ” ile dahil olduğumuz şu günlerde can sıkıntımıza sebeptir şifre hatırlatma soruları ve yorumsuz kalan paylaşımlar. Mum ışığı gibi titreyen ibadetimiz içindir, Allah’ın adını 999 kişiyle paylaşmak. Ayıplanmak ve horgörülmektir din kısmına müslüman yazmamanın mükafatı.  Şeytanın vesveselerine karşı profilde Besmele yayınlamaktır günahlarımızın savarı.

Şeref ve namus bayrağı paylaşmayıp listedeki arkadaşlara göndermeyenlerin mahrumiyetidir. Türk’ün Türk’ten başka dostu olabilmiş insanları vajinalaştırmak ve kamerada soyundurmaktır dizilerin belirlediği ihtiyaçlarımızın karşılığı.

Atalarımızın huzur içinde süren ebedi uykularını bozmayacak olandır Anadolu’da sıkışıp kalmamış, genişlemiş CIA kaynaklı Türkiye haritalarına doğru ulumak.

80′lere 90′lara özlem duymayı ihmal etmemek onları hatırlamaktır bizi bizden sonraki android nesilden farklı kılan. Çingene ve pis kokan yoksullarla beraber şüpheli metallerinde  XRay’li girişte elendiği, vicdanımıza doğru püfür püfür esen klimalarla bizi mutlu edecek haftasonu etkinliğimizin geçtiği yerlerin adlarıdır: Espark, Akmerkez, Carrefour, Bauhaus ve Cepa.

Birde şu ara yüksek sesle dile getirilen, koskoca bir AMA var diyorlar. Öyle büyükmüş ki bir zamanlar Anadolu petrol değil, buğday ambarıymış. Obezite ecnebi hastalığı,  bakkalda, berberde ”selamınaleyküm ağabey” ateistininde, deistininde, müslüman ve gayrimüslimin olanında diline dolananmış. ” Benimle çıkarmısın ” sübyanca ama elle tutulur olan, yüzleri al al yapanmış. Öğretmenler öldürülmez, akşam yemeklerine davet edilirlermiş.

Dini 999′larla paylaşmamak esas olanmış.

30 Ağustos’larda 19 Mayıs’larda ve 23 Nisanlar’da asılmayı bekleyen rengi güneşten solsada dolabın en temiz köşesinde saklananın adı bayrakmış.

Aynı bayrak bugün olduğu gibi her hafta asılmazmış !

Eskiden gelen yeni Anadolu insanı varmış.  Kat’i militarizm düşmanları, sistem karşıtı ve anarşistlerin bile göğsü Çanakkale türküsüyle birlikte acıyla gururla dolarmış.

Geçmişte kalmaya mahkum bırakılmış, çokta gerilerde olmayan, buralarda biryerde tekrar keşfedileceği günü bekleyen Anadolu’luğun adı bugün utanılan olanmış.

Popularity: 11% [?]

Nisan 27th, 2010

Olgunlaşmak için neden biraz ölmek gerekir ?

Posted in Rainbowglow by Tayfun Kayacık

Dizlerimde yaraların, elimde salatanın, derimde sakız dövmelerinin (aman güzel çıksın) beynimde fantazya’ların eksik olmadığı o yıllara lanet okuyorum bazen.

Söylesenize.

Hiçbirşeyin değerini kavrama yetisine sahip olmadığınız yılların güzellikleri neden palazlandığımızda tüketiyor kendini ? Neden biraz daha öldürüyor bize yeni bu uçma sevinci ? Hangi coğrafya gerekli kılmıyor yada kılmayacak uçabilmeyi ?

Neden okulun ilk yıllarında din hocanıza sorduğunuz ” Allahbaba madem herşeyi biliyor, niçin herşeyi bilmesine rağmen dünyaya bizi gönderiyor ” sualinden dolayı yediğiniz tokatın yüzünüzde bıraktığı kızarıklık daha geçmeden, geçemeden, kızıl inançlarınızı vede korkularınızı sömüren siyasi, sosyal, ekonomik bataklığın genelinin adı SORUMLULUK oluveriyor ?

Orclar, elfler, boynuzlu atlar, şahmaranlar babanıza, annenize, öğretmeninize, büyüklerinize vede bazen sevgilinize saçma, gereksiz, çocuksu, aptal işi gelirken, neden savaş naraları, çatlarcasına atan şovenist damarı, çocuk istismarları bu kadar alelade geliyor ?

Neyi düzeltmek için yada sürdürmek için nefes alıp veriyoruz  yada neleri peydah edeceğiz çiğ sütle beslendiğini bildiğimiz kalplerimizden ?

Yapıtaşları ve DNA’sı insan eti tüten fabrika bacalarının türediği o yıllarda çoktan kangren olmuş bu toplumun piramitlerinin arasında yerimizi almak için kana bulanan gözler, daha hangi acılar üzerinde sanayi alanı düşler ?

.. ve söylermisiniz ?

Yoksa.. yoksa çocuk yaşta ” Aman bulamasın. O dünya sadece bana ait” diye düşünüp, Alice Harikalar Diyarında yada Yüzük Kardeşliği kitabımızı kardeşimizden saklarken, manavdan elma çalarken, ip atlayan kızların eteğini havaya kaldırırken, Ryu-Ken ve Barbie bebeklerini seviştirirken (yalanlamayın gördüm!), Show Tv’nin Kırmızı nokta kuşağıyla anatomimizi keşfederkenmi yokedilmeliydik ?

söyleyin ne olur..

ABC yakalı ve sırt çantalı, mavi pelerinli günlerimizemi, yoksa tüylenip uçmaya başladığımız sanrılarla karışık kelebek ömürlü aşklarımızamı lanet etmeliyiz ?

Popularity: 24% [?]

Mart 17th, 2010

Diaspora Fora

Posted in Rainbowglow by Tayfun Kayacık

Kremalı kahve, çikolata, bisküvi.. Şu son 2 aydır bir seri tutturmuş, yemek sonrası her akşam keyifle sürdürdüğüm bu alışılası alışkanlığın kafein kokusu bir tartışma programının sunucusununda burnuna gitmiş olmalı ki şu açılış sözünü işitiyorum:

” Efendim 1915′te yaşanan Ermeni olaylarıyla ilgili neler söylemek istersiniz ? ”

Söz bir Ermeni gazetesi yazarınındı: ” Dış dünya ülkelerinin bunu siyasi malzemeye dönüştürmesini tabi ki tasvip etmiyorum. Lakin bunu Ermenistan devletinin bir başına başaramayacağını düşünüyorum. ”  dedi.

Neydi başarmak ?

Hınçak (Çan sesi) ve Taşnak partisinin Abdülhamit’e yönelik gerçekleştirmek istedikleri suikast, Babı Ali baskını, Adana Olayları isimli bu puzzle parçaları başarmanın resminin siyah beyaz versiyonlu bir başka haliydi. Kalın burun kemiğine indirdiği gözlüklerinin üzerinden fıldır fıldır gözlerle bakan bu insanın (ismi lazım değil) ikinci cümlesi keyfimin sekteye uğrayacağının belirtileriydi:

” Efendim Türk milletinin kurtuluş anahtarı asla Milliyetçilik olmamalı. Emperyalist güçlere karşı milletinizin bu haklı mücadelesine kimsenin aykırı bir ses çıkardığı zaten yok. Ama ben bugün 2000 li yıllarda şovenist damarı patlarcasına içindeki nefreti kusan insanlarınızı anlamakta güçlük çekiyorum. ”

Bu sözü söyleyen necidir diyemi soruyorsunuz ? Bu sözü söyleyenin kökeni milliyetçilik akımının membaası olan Fransa’dır. Aynı kişi diğer ülkelerin bu ” Soykırımı ” siyasete alet etmesini tasvip etmezken, kararlarının aynı zamanda o ülkede yaşayan halkların kararı olduğunu ve yakında tüm dünya insanlığının bunun farkına varacağını söylüyordu.

Dinlerken ağzımda gevelediğim çikolatayı dilimle sol tarafa çekerken aynı zamanda o kelimeyi telaffuz etmeye çalıştım:

” Hassssiccreen ”

Obeziteyle olan haklı (!) savaşlarını, Oscar ödül törenlerini, hala sürüp giden Avatar tartışmalarını bir kenara bırakıpta senin insanının tutturduğu göze melodram kulağa emodram olarak gelen bu şarkıya eşlik edeceklerini gerçekten düşünmüş olamazsın herhalde diye geçirdim aklımdan. Zira o ülkelerin halkları bırakın başka milletten insanları, kendi askerlerinin ne için Irak’ta olduğunu bilmeyecek yada bilme gereği duymayacak kadar meşgul yada canı sıkkındır. Heyhat. Irak ve Afganistan savaşlarındaki extrem’e 18 Eylül’deki adrenaline doyamamıştır o halk. Nitekim Bush yönetimini gönderirken yerine gelecek adamıda aynı kabineyle, aynı müdürlerle, aynı çaycıyla birlikte Beyaz Saray’a seçmiştir. Siyahını yeşilini mavisini geçiniz şimdi efendim.

Çok bilindik, çok yanlı gibi duracak fakat ”dünya halkları” diye ozanvari birşekilde cümleye girişen insan, şayet ilgi çekici olmak, Türk milletinin dikkatini çekmek, olurda Avrupanın nefretini kazanmak isterse söze ”  Fransızların Cezayire, Sırpların Kosovaya, Amerika’nın Afganistan’a, Yunanistan’ın Batı Trakya’daki Türkleri asimile etmek için Osmanlı’ya uyguladığı katliam’lardan bahsederek söze girişsin.

O tarihte soykırım yapılmışmıdır yapılmamışmıdır tartışmalarına hiç girmeyeceğim. Derdi tasası soykırım, katliam, tehcirden ziyade geçim ve yaşam olan Ermeni’lere ve bizlere bir öneri sunma şansım olsaydı oda onların eğitim sistemlerine soykırım olmuştur olmamıştırdan ziyade  2010 yılında ” soykırım ” tartışmalarını tekrar su yüzüne çıkartanların niyetleri nedir adı altında sokulmasıdır. Çünkü bu devletlerden biri kendi generalinin Türk-Ermeni raporunu görmezden gelen (General Harbord) yeryüzünün başbelası Amerika ile dünya silah ticaretinde Top 3 listesinde başa oynayan İsveç’ten başkası değildir.

O değilde kahve ve çikolatanın yanında ucuz pazar bisküvileri yemeyin sakın.

Sağlıcakla…

Popularity: 26% [?]

Şubat 15th, 2010

Seni bana saklarken, beni senden alma ki bende benim seni sevebilirite ihtimalimi sevebileyim (!)

Posted in Rainbowglow by Tayfun Kayacık

AAAAaaaarrrrgghhh diye böğürdü ruhum 80lik aşıkları görünce Starbucks köşelerinde. Ekürileri yan taraflarında  kahvelerini dolambaçlı eller arasından birbirlerine içiren 17 yaşlarında pırıl parıl Converse’leriyle bacak bacak üstüne atmış, boynunda poşusu, teninde parfümü ” biz varız, burdayız ” diyen parmakları birbirlerinin yanındayken bile 0-1-2-3-4-5-6-7-8-9-*-# tuşlarının üzerinde şairane dolaşan ve muhtemelen arkadaşlarına ” Şuanda kahve içiyoruss bu çocuk çok tatlı yhaa ” , ” kanka benim hatunlayız bugün. yarın buluşsak olmazmı ” diye akabinde mesaj çeken yumağımsılar.

Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günüyle start alan ve 14 Şubat’a kadar uzayan bu çılgınlığı yalnızların kınayamaması, çok ses ettiklerinde ise  ” lan ne düşünürler ” diye çekinip hezeyan yaşaması yada sevgililer gününü anneleriyle bağdaştıranlar kadar cesur olamaması.

Dedim ki içimden acaba ben ve beraberimdekilerin fesatlığımıdır ? El elele dolaşan çiftlerin arasından yürüyüp parmaklar arasındaki ısıyı havaya karıştırmak ayıpmıdır ? Bunları düşünürken benden ileri gidenleri, bir şarkı yazıp üzerine birde klip çekenlerin olduğunu gördüm:

Kaçak – Koymaz

Senden önce de gelenler oldu, gidenler oldu, bitenler oldu
Senden önce de kıranlar oldu, yıkanlar oldu, bıkanlar oldu

bak bana beni benden aldırtma
sakın beni yerimden kaldırtma
yine yine bitecek nasıl olsa
sonu göre göre beni başlatma

koymaz bana senin aşkın
koymaz bitse de gitse de
koymaz yalan olup sönse de
koymaz ruhum duymaz

senden önce de canımlar oldu, cicimler oldu, gülümler oldu
senden önce de güzeller oldu, özeller oldu, üzenler oldu

bak bana beni benden aldırtma
sakın beni yerimden kaldırtma
yine yine bitecek nasıl olsa
sonu göre göre beni başlatma

koymaz bana senin aşkın
koymaz bitse de gitse de
koymaz yalan olup sönse de
koymaz ruhum duymaz..

Yüzünüzdeki tebessümü yok eden, 20 değil, 22 değil, tam 24 saat boyunca size yalnız olduğunuzu hissettiren, bununlada yetinmeyen çiftlerin size baktıklarında suratlarındaki ” hımpfhh ” ifadesine maruz kaldığınız, kısacası çiçeği başlarına çalınası bu insanlara yönelik planlarınızı destekliyor, müzik endüstrisinin biraz daha bu zümreyi düşünmesini diliyorum…

Sevgiyle kalın (!)

Popularity: 37% [?]

Şubat 3rd, 2010

Yeryüzünde Yalın Ayak Dolaşan Ruhlar

Posted in Rainbowglow by Tayfun Kayacık

Üşümek bilmiyorlar. Yollarını izlerini kaybetmiyor, inatla Aura’ya koşuyorlar güneşe koşar gibi.. Yüzleri, yüzlere dönük, Ayçiçekleri gibi.

Amelie – Comptine D’un Autre Ete’yi açıyorum burnuma doğru tüten kahve kupasının dumanını korkutmayarak.  Zile bile basma gereği duymuyor Sinemacı Ruh.

Film çekmek ister gibi…

Kürk Mantolu Madonna okuyorum hararetle öneren bir arkadaşımın içine kaçan ruhun talepkâr tacizine katlanarak. İstanbul’dan kalkıp geliyor Eskişehir’lere Çiçeği Burnunda Aşık Ruh. ” Bi dur iki dakika soluklanaydın” nezaketine ne hacet. Giriveriyor Raif adlı bir türk genci ile Maria Puder isimli kadının hikayesini okurken: “Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir? Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? ”  Kitabı içime fısıldıyor yılan diliyle.

Aşık olmak ister gibi…

Bir tını işitiyorum Anadolu’nun soğuğundan kurumuş dudaklarıma inat, gür çıkan nefesimle üflediğim flütümden. Açılıyor Kasvetorman’ın kapısı ardına kadar. Çocukluğumda kardeşimden bile sakladığım Yüzüklerin Efendisi kitabının yarı saman yarı peksimet kokusu geliyor burnuma. Hiç üşenmiyor Fantastik Ruh. Çıkını sırtında geliyor yanıma, taa Orta Dünya’lardan.

Tek derdim güç yüzüğüymüş gibi…

Canım sıkılıyor Cnbc-e dizilerini izlerken marjinal olmaktan.  Bir kaşık Anason çalıyor ağzıma yalnızlığım. Cebimde 35LR, 5Lr’sı eski paradan. Sırtıma alelacele geçiriyorum montumu. Kapıda Orhan Gencebay karşılıyor beni sazını arkasına saklamış. ” Ağbi estağfurullah buyur lütfen ” diyorum bol su doldurduğum kadehi ağzımdaki peynirle harmanlarken. Orhan Abi’nin kulisinden çıkageliyor Eli Tesbihli Ruh. ” Seni kim buyur etti ” dememe kalmadan dolduruyor bardağa 2. postayı.  Şerefsiz çaktırmadan sek yapıyor dubleyi sırtımı sıvazlarken. ” Bu alemin hakkını veriyorsun Tayfun’um diyor. Delüanlığın, Mertliğin biri bin para.

Güç yüzüğü içime kaçmış gibi…

Popularity: 30% [?]