Bembeyaz, uzak, derin bir soğuğun vücuduma işlediği bir kışı geride bıraktım. Mevsimsel hastalıklardan öte birşey hissettiklerim. Parmaklarım o kadar özenle hissediyorki kağıda karaladığım şu satırları, ve onları oluşturan titrekliğini. Cümlelerimi bile oluşturamıyorum. Her harf yaşadığım şu ruhsal hipotermimde, sonlarında aşağıya doğru ucu sivri, akışkan çizgiler oluşturuyor. Tıpkı gözyaşlarım gibi, yerçekiminin açlığını dindiren besleyici göz pınarlarım gibi.Oysa onada yenik düşmemenin bir yolu vardı gerçi. Aslında her gece bunu anlatıyor bana yastıktayken kafam, şu yaşlarla bulanık beyaz gökyüzü odam.Keşke gözlerimide kapamasam silüetinin belirmesi için… Ve yenik düşmesem yine gözyaşlarıma…
SemihOray
AAAAaaaarrrrgghhh diye böğürdü ruhum 80lik aşıkları görünce Starbucks köşelerinde. Ekürileri yan taraflarında kahvelerini dolambaçlı eller arasından birbirlerine içiren 17 yaşlarında pırıl parıl Converse’leriyle bacak bacak üstüne atmış, boynunda poşusu, teninde parfümü ” biz varız, burdayız ” diyen parmakları birbirlerinin yanındayken bile 0-1-2-3-4-5-6-7-8-9-*-# tuşlarının üzerinde şairane dolaşan ve muhtemelen arkadaşlarına ” Şuanda kahve içiyoruss bu çocuk çok tatlı yhaa ” , ” kanka benim hatunlayız bugün. yarın buluşsak olmazmı ” diye akabinde mesaj çeken yumağımsılar.
Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günüyle start alan ve 14 Şubat’a kadar uzayan bu çılgınlığı yalnızların kınayamaması, çok ses ettiklerinde ise ” lan ne düşünürler ” diye çekinip hezeyan yaşaması yada sevgililer gününü anneleriyle bağdaştıranlar kadar cesur olamaması.
Dedim ki içimden acaba ben ve beraberimdekilerin fesatlığımıdır ? El elele dolaşan çiftlerin arasından yürüyüp parmaklar arasındaki ısıyı havaya karıştırmak ayıpmıdır ? Bunları düşünürken benden ileri gidenleri, bir şarkı yazıp üzerine birde klip çekenlerin olduğunu gördüm:
Senden önce de gelenler oldu, gidenler oldu, bitenler oldu
Senden önce de kıranlar oldu, yıkanlar oldu, bıkanlar oldu
bak bana beni benden aldırtma
sakın beni yerimden kaldırtma
yine yine bitecek nasıl olsa
sonu göre göre beni başlatma
koymaz bana senin aşkın
koymaz bitse de gitse de
koymaz yalan olup sönse de
koymaz ruhum duymaz
senden önce de canımlar oldu, cicimler oldu, gülümler oldu
senden önce de güzeller oldu, özeller oldu, üzenler oldu
bak bana beni benden aldırtma
sakın beni yerimden kaldırtma
yine yine bitecek nasıl olsa
sonu göre göre beni başlatma
koymaz bana senin aşkın
koymaz bitse de gitse de
koymaz yalan olup sönse de
koymaz ruhum duymaz..
Yüzünüzdeki tebessümü yok eden, 20 değil, 22 değil, tam 24 saat boyunca size yalnız olduğunuzu hissettiren, bununlada yetinmeyen çiftlerin size baktıklarında suratlarındaki ” hımpfhh ” ifadesine maruz kaldığınız, kısacası çiçeği başlarına çalınası bu insanlarayönelik planlarınızı destekliyor, müzik endüstrisinin biraz daha bu zümreyi düşünmesini diliyorum…
Bu parça sabahın ilk ışıklarınla iki bagetin çırpınan sesinden sonra girdi kulaklarıma. Ve Joe’nun kadife hıçkırıklarınla ortamın algısını bozdu diyebilirim. Tüylerimi diken diken etti. Hatta fark etti iseniz sitemin girişinde de bu parça çalmakta anlayın nasıl büyülendiğimi. İşte bu videoda onun kayıt aşamasını izliyoruz. Hele 1.57 ‘inci dakikada Bir ‘Time After Time’ diyişi kafanızı öne düşürüp gözlerinizi sımsıkı sıkıp işte bu dedirttiriyor. Gibson büyüsünden sololar, sololarda değişen mimikler, sanki 5000 feet ten aşağı inanılmaz bir hızda düşerken, paraşütünüzün olup olmadığına aldırmamanız gibi.
Dediğim gibi dostlar Müzik ruhunuza işliyorsa, buda kalbinize çakılacak parçalardan. Parçanın sözlerini ayrıca sizler için aşağıya ekledim.
SemihOray.
All that i have , is all that you've given me
Did you never worry , that i'd come to depend on you
I gave you all my love , that i had in me
Now that i've found you lied , i can't believe it's true
Wrapped in his arms , i see you across the street
I can't help but wonder , if he knows what's going on
You talk about that love , but you don't know how it feels
When you realise , that you're not the only one
You'd better Stop , before you tear me all apart
You'd better Stop , before you go and a break my heart
Oh whoa , you'd better Stop ...
Time after Time , i've tried to walk away
But it's not that easy , when your soul is torn in two
So i resign myself , to it every day
Now all i can do , is leave it up to you
You'd better Stop , before you tear me all apart
You'd better Stop , before you go and a break my heart
Oh whoa , you'd better stop
You better Stop if you love me
Oh it's time to be sorry
No it won't last forever
I can't believe you walked out on me
You'd better Stop , before you tear me all apart
You'd better Stop , before you break my lonely heart
Bir arkadaşım sosyal bir ortamda ‘Richard Hawley’in Hotel room şarkısında, bir gün şu karşıdaki sokak lambasının altında(başkada olur) dans edicez, romantik olucaz, o anda yağmur falan yağıcak, bunu yapabiliriz,inanıyorum bize!’ diye bir istekte bulunmuştu. Birden kafamda canlandı ve düşündüm, gerçektende güzel olabilirdi. Sizde böyle bir parçada neler yapabileceğinizi düşünüp taşının, ama önce şarkıyı bir dinleyin.
Amelie – Comptine D’un Autre Ete’yi açıyorum burnuma doğru tüten kahve kupasının dumanını korkutmayarak. Zile bile basma gereği duymuyor Sinemacı Ruh.
Film çekmek ister gibi…
Kürk Mantolu Madonna okuyorum hararetle öneren bir arkadaşımın içine kaçan ruhun talepkâr tacizine katlanarak. İstanbul’dan kalkıp geliyor Eskişehir’lere Çiçeği Burnunda Aşık Ruh. ” Bi dur iki dakika soluklanaydın” nezaketine ne hacet. Giriveriyor Raif adlı bir türk genci ile Maria Puder isimli kadının hikayesini okurken: “Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir? Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? ” Kitabı içime fısıldıyor yılan diliyle.
Aşık olmak ister gibi…
Bir tını işitiyorum Anadolu’nun soğuğundan kurumuş dudaklarıma inat, gür çıkan nefesimle üflediğim flütümden. Açılıyor Kasvetorman’ın kapısı ardına kadar. Çocukluğumda kardeşimden bile sakladığım Yüzüklerin Efendisi kitabının yarı saman yarı peksimet kokusu geliyor burnuma. Hiç üşenmiyor Fantastik Ruh. Çıkını sırtında geliyor yanıma, taa Orta Dünya’lardan.
Tek derdim güç yüzüğüymüş gibi…
Canım sıkılıyor Cnbc-e dizilerini izlerken marjinal olmaktan. Bir kaşık Anason çalıyor ağzıma yalnızlığım. Cebimde 35LR, 5Lr’sı eski paradan. Sırtıma alelacele geçiriyorum montumu. Kapıda Orhan Gencebay karşılıyor beni sazını arkasına saklamış. ” Ağbi estağfurullah buyur lütfen ” diyorum bol su doldurduğum kadehi ağzımdaki peynirle harmanlarken. Orhan Abi’nin kulisinden çıkageliyor Eli Tesbihli Ruh. ” Seni kim buyur etti ” dememe kalmadan dolduruyor bardağa 2. postayı. Şerefsiz çaktırmadan sek yapıyor dubleyi sırtımı sıvazlarken. ” Bu alemin hakkını veriyorsun Tayfun’um diyor. Delüanlığın, Mertliğin biri bin para.
Neye üzülüyorum ki, uçurumlarımın yeterince derin olmamasınamı, yoksa kelimelerimle etki edemememi gözlerinizin bulanıklıklarını geçirmeye. Kime inanıyım ki Tanrıyamı! Hayır ben sizin kadar aciz değilim. Sizler tanrıya sığınırsınız avuntuluklarınız olur, yastığa kafanızı koyduğunuzda ertesi gün hep güzel olur… Aptallıklarınızı bir kenara bırakın artık. Hüznünüzde boğulmadıkça, nefese hasret kalamassınız. Ölmedikçe, yeniden doğamassınız. Kül olmadan asla çiçek açamassınız.
Ben bu yüzden …………………………..İşte ben bu yüzden ağlağım dört mevsim…
Şimdi ne yapmak istiyorsanız yapın umrumda bile değilsiniz…………….
2003 yılından bu yana kaliteli ve zengin müzikal içeriği ile bugün Türkiye’de çıkan aynı içerikteki albümlere öncü olmuş seri, yine çok özel bir seçkiyi müzikseverlerle buluşturuyor…
Şarkılarıyla tekrar saygıyla andığımız Michael Jackson, Patrick Swayze…
Yeni albümlerinden özel şarkılarla Patricia Kaas, Dido, Beth Orton, bu yıl ülkemizde de muhteşem bir konser vererek binlerce insanı büyüleyen büyük usta Leonard Cohen, müzik tarihinin ölümsüz sesleri Jeff Buckley, Elvis Presley, yeni dönem caz müziğinin başarılı isimleri Jane Monheit, Lisa Ekhdal, Chris Botti, yepyeni albümü ile bu yıl tahtına geri dönen diva Whitney Houston ve daha fazlası…
Albümdeki Eserler
Patricia Kaas-La Chance Jamais Ne Dure
Leonard Cohen – I’m Your Man
C.Botti & S.Colvin – All Would Envy
Michael Jackson – Liberian Girl
Sade – Mr. Wrong
Dido – Don’t Believe in Love
Jeff Buckley – Je N’En Connais Pas La Fin
Lisa Ekdahl – But Not for Me
D. Brubeck – When You Wish Upon A Star
Jane Monheit – Why Can’t You Behave?
Elvis – Treat Me Nice
Basia – Perfect Mother
Gabriella Ferri – Reginella
George Winston – Thanksgiving
Patrick Swayze – She’s Like The Wind
W. Houston – Saving All My Love For You
Beth Orton – I Love How You Love Me
Albüm Hakkındaki yorumumu bende özet bir şekilde geçeyim. Cafe De Pera 1 -7 arası tüm albümleri edindim koleksiyonumun baş taçları gerçekten. 8. Albümü daha alma fırsatım olmadı, hatta yeni haberim olduda diyebilirim. Bence gerçekten çok kaliteli müzikler barındırıyor içinde. Yani hatta isteyene CD’ Lerimden yazıp verebilirim. Hatta Capacity deki birkaç mekanada verdim insanlar biryandan kahvelerini içerken bir yandanda Cafe De Pera nın muhteşem harmanlanmış sesleriyle kendinden geçiyorlar. En yakında bir müzik marketten Cafe de Pera nın son albümümü edinmem gerek. Şarkılar oldukça iyi. Koleksiyonuma katmalıyım.
Nerdeyse 1 den 7 ye kadar olan Cd’lerinin çoğunda olan Sade’nin 8 deki Mr.Wrong parçası ile geçmişe yolculuk yapalım.
Keyifle Dinleyin.
Parmaklarımın arasındaydı saçların, az önce geldi hayalin gözlerime. Hala hissediyorum seni ne gariptir. Ruhun hala benimlen kovamadım gözlerimin önünden, kovamadım başka yüzlerden.Bir sana bakabilmek isterim şu tan kızıllığımda, bir sana dökebilmek isterdim içimi, gözlerimdeki hasreti. Uykusuzluğumla savaşırken şu bitkin gözlerim, göz kapaklarıma inmeden yokluğun yine,gel artık. Hayallerinle mutlu olmaya isyan eden aklım, karmaşıklığım git gellerinde inan hala rüzgarın salıncağıyım. Med cezir etsekte benliğimizi, parıldat milyonlarca yıldızımı gökyüzümde yine. Ne olur olmasın sabah, sensiz olmasın bir sabah daha, isyanım inan değil sana, baksana kalbinin parçaları toparlanabilecekmi geçmişinin yitikliğine… Sensizken bile seni sevebiliyorum. Senle gelen güneşe, senle batan günüme, sıcak geceme, seni belkide uzaktan sevebilmeye aşığım ben. Ama yoksun işte, ruhumu avutuyorum. Aslında burdasın. Evet! işte burdasın… Mum ışığımdasın, buğulu camımdasın, kağadımdaki gözyaşlarımdasın kelimelerimdesin işte. Ama neden dokunamıyorum sözlerimle… Lütfen gel artık, hayallerimdeki gibi gir kalbime, gir hadi. Tan kızıllığını bekletiyorum hala, gelebilecek olma ihtimaline bile…
Sanarsın ki gerçeküstüsün, ruhsuz bir bütünsün,
Hayat labirentinde kaybolan asıl ruhsal bir iç güdüsün.
Çatışmalarında, hüzün dünyanda sömürülen bir içgüdüsün,
Sanma ki bulanacak hüznün, sen bir kör düğümsün.
Sonsuzluğa yeltenip kalıcı olmak mı amacın?
Giyotinsel bir yaş semptomusun, bumu sancın?
Anla artık her akşamın kaygan yollarındasın,
Saçmalama! Sen yek kalan bir papatya yaprağısın.
Sonbaharın ağır, kan akacak gözlerinden yine.
Bilirim çektiklerini bir ben olmasam da içinde.
Takviminden attığın her seneki o ayın onyedisinde ,
Rulete dönecek belki hayatın sessiz o soğuk gecede.
İhaneti sezdin, yarım kalmış bir sevgi kalbinde,
Uyma onlara, özlediğin yazları bilmez sen gibi kimse.
Kan damlatmak istesende okuduğun bu dizelere,
Resimlerini yakma sakın, filmlerdeki misallerince…
Ağla…
Ağla cennet güzeli.
Saçlarını arkana attım.
Yerlere boş boş bakan o gözlerini görmek için çeneni parmaklarımla kaldırdım.
Bak, gözlerime bu sonbahar gününde.
Bak hadi, o bulutlu güzel gözlerinle.
Bak aynayadaki sana, sonra söyle…
Seni karşındaki senden daha çok anlayabilecek biri daha varmı bu dünyada?
Şimdi kapa gözlerini…
Göz bebeklerinde dudaklarımı hissedeceksin.
“Beni anlayabildiğin kadarim, gerçekçi değil, hayalperest değil kaybolduğun kadarım.Utanmamalısın, çirkin veya güzel değilsin; kendini aynadan saklamamalısın. Baktığında seni koklar yalnızlık tam orda gözlerindeki boşlukta göreceksin.Bırak sarsın seni senden alsın.Çıkarsızca gelir yanına sen ondan kaçmaya çalıştıkça, hergece gurursuzca, kıvrılır yanına, sarılmalısın. Doğduğunda da onunlaydın ölürkende onunla olacaksın. Aileni dostunu birgün kaybettiğinde yaninda yine onu bulacaksın. Git demiyorum yada kalda yeterki acıtma. Bunca kalabalık arasında birgün yine beni bulacaksın, çünkü ben senim sende yalnızlıksın”
Demir perdeli penceremden baktığım,
Hüznü dumanla çekerken içime aldığım
Pembe bulutlarla örtülü gökyüzüydü sadece baktığım,
Puslu ay grilik vermeseydi asla bunları yazmazdım.
Bir parça için uzandım
Kendi düşüncelerimde kendime kandım.
Yapamadıklarım için kollarımı sıvadım.
Bir bataklık yarattım içi evhamlı, battığım.
Kafamı yasladığım yastık
Düşünmemi sağladı amansız
Çıkar bulamadıkça yorgunlaştığım.
Yaşamak istemediğim bu sonbaharım.
Bir kelime yeter dedim hayallerini izlemene.
Yoruldum artık onları arka arkaya dizmeye.
Yüzümü sen çiz diye duygusuz baktım gözlerine,
Hasret kaldın zamansız, dur durak bitmeyen sözlerime.
Sözcükler yaratıyorum şimdi yokluğunu resmeden,
Ölümüm olur demiştim, o aramıza makas soktuğun resimler.
Sonunu yine sana bağladım bak, ne olduğunu bilemeden.
Köşeyi dönüp git artık, ağlayarak bana dönmeden.
Yüklemlerime sordum her cümlemde,
Betimlese de yeterdi bana sadece
Gözlerime baktı, sordum kendi kendime,
Cevap veremiyorum söyle, kim aklımdaki sence?
Elbet güneş hergün yine doğacak,
Elbet gözlerin her battığında bulanacak.
Hayat dediğin gel gitlerinde salıncak.
Rüzgarı hisset göreceksin her hüznün bulanacak,
Bana gelen bu ilham artık bir son bulacak.
Bırak beni yalnızlığıma
Şehvetin gölge rüzgarlarıma, anla.
Ellerim titriyor bak
Efilli soğuğun iliklerime işlediği siktiğminin bu yağmurlu akşamında.
Gülücüklerin zehir olsun aksın öpücüklerinle başka ağazlara
Bir başkası geldiğinde unutma ama ağzını çalkala.
Her zehir etki etmez saf duygulu insanların ruhlarına.
Söyle hadi narsist, kim var namlunun ucunda budefa…
Özlemeyeceğim artık gülücüklerini
Sevmeyeceğim artık unuttuğum hiçbirşeyi
Unuttum artık sevdiğim herşeyini.
Gözlerime bak, artık yalan atmıyorum sana
Güneş ne kadar gölge olabilir ki melankolik karanlığıma.
Anlamak istemiyorsan siktir git bu sözler gerçekten boşa.
Çevir kafanı bak artık gölgenin düşemediği o pis duvarlarına.
Ama unutma attığın her yalan zehirli bir ok gibi dönecek sana.
Zaten küçüğüm
Eskiden daha büyüktüm,
Göçtüm gittim kendimden,
Geldi ölüm çok derinlerden.
Bak ben kelebek oldum artık,
Tek günümü senle yaşamak isteyen,
Dinletirsen kayıp şarkılarını bana en içten,
Kimbilir belki yaşarım bir gün daha seninlen.
Asaletin öyle bir gölgeydi ki güneşime,
Fırtınalar estirdim sözlerimde,
Operan o kadar dokundu ki kalbime,
Kalp bırakmadım sevgi imgelerinde bile.
Sinsi bir şeytan olarak görüyorum kendimi bu cennetin dizelerinde,
Sert bir rüzgarım sanırım güzel gözlerinde de?
Gözyaşlarını kurutmayı vaad edemem sözlerimde.
Ama ne olur sarı yapraklar gibi dökülme gözlerimin önünde…
Bir damla balımsın dilimde,
Azımda tat bırakan güzelliğinle.
Bir satır meleksin dizelerimde,
Ömür boyu sürecek sevgimle.
Bir parça güzelsin gözümde,
Ömür boyu yetecek güzellikte.
Öyle bir yere sahipsin ki kalbimde
Senelerce varılamayacak derinlikte.
Yani demek istiyorum ki sevgilim, ölümüm olursun gittiğinde…
Topraktan filizlendiğimizi söylediler…
Geldiğine güldüğünde azap göreceksin dediler.
Korkularımız için bir sığınak ararken,
Yarattıklarına sığınmamızı istediler.
Bir parça aşkı yaşamak için, aşman gerekenleri söylediler.
Aşkını yaşayamadan attığın adımı hor gördüler.
İliklerine işleyen bir aşk var dediler.
Git ruhunu ver dediler.
Bir parçacık değil; bin parça da dediler.
Paramparça olunca, kader kısmette demeyi bildiler.
Öyle dolambaçlı yollara saptık ki
Daha kötüsü de olabilir dediler,
Daha kötüsü ne olabilir dediğimde.
Beni gösterdiler.
Kalır birşeyler kalır.
Tek kullanımlık da olmaz hem.
Olmaz öyle, bulamamak
Herkesle yaşadığım duygu robot gibi değildir.
Ağlayarak sevistiklerim vardır, duygusuz put gibi baktıklarım.
Gözlerime bakamayanlar vardır,
Ama gözlerin de kaybolduklarım.
O duyguları kimse bilemez benden başka
Çünkü ben gerçekten duygusalım…
Ne kadar bunaltıcıydı değilmi hava o gün?
Silüetin bile bulanmıştı o kavurucu sıcağın altında.
Sonra güneş birden gözlerini aldı.
İşte o an,
Sende benim güneşimdin gözlerimi alan.
Hani tomurcuklar açmadan, son bir yağmuru arzular ya.
Bardaktan boşalırcasına ister gibiydin o anı…
İşte
O halinle rastladım sana meleğim.
Çöldeki vahan olmak istercesine;
Bir ah çekerek…
Beni bir serap görmemen dileğiyle.
Ahh!
Ne kadar güzeldin be meleğim,
Uçsuz bucaksız o gökyüzü gibi.
Öyle istedim ki o an,
İçin de rüzgarla savrulan kocaman bir bulut olmayı.
İşte O an,
O Arzuladığın, yağmur damlaları olmak istedim meleğim.
Gözlerinden akan; tüm vücudunu ıslatan.
O Yağmur damlaları…
Söyle bana meleğim.
Gerçekten sende istedinmi peki…
Sırılsıklam olana kadar o yağmurun altında ıslanmayı?
Kulaklarımdaki eşsiz viyola sesi ,
Gözlerimi kapamamla beraber,
Hissettirdi yokluğunu kalbimin en derinliklerinde
Söz vermeme rağmen unutturamadım;
O yine seninle.
Yağmuru bekleyen kuraklık gibi,
Çekmecemde ki boş kağıt parçaları.
Gözyaşlarımın üstüne damladığı,
Ucu kırık bir kalemim var sadece.
Hatırlayamıyorum,
Bir zamanlar gözlerimi ayıramadığım,
Şimdi ise acı çektiren,
O mutluluk portesini.
Gözlerimden akıp giden yaşlar,
Açamadığım kalemim, yazamadığım dramam
Özlemin içinde çalan bu doğaçlamam,
Dinleyemediğin son resitalimin,
En duygulu tınısıydı…
Hatırlarımda; ılık bir ilkbaharda, altlarına uzandığımda;
Gölge yaratırlardı bana sonbaharı düşünmeksizin.
Ve ufak bir esintide bağrışmalarını duyardım, hep bir ağızdan
“Düşücez” “Düşücez” diye.
Hele küçük bir yaprakçık vardı…
Ne de güzel şarkı söylerdi her rüzgar estiğinde,
yanıbaşındaki arkadaşları da eşlik ederlerdi ona.
Ve ilkbahar Geldi geçti.Yaz ise onu izledi.
Son bir Ağustos esintisi vurdu tenine.
İrkildi küçük yaprakçık.
İlk defa bu kadar üşümüştü.
Haftalar geçti ve.. Birden…
Arkadaşlarının bağarış seslerini duydu.
Ne olduğunu anlayamadan.Tek bir rüzgar aldı götürdü hepsini.
İnanamadı gözlerine.
Yalnız kalmıştı küçük yaprak.
Ve birden kendine baktı, solgun hasta bir renk almıştı.
Ne olduğunu anlamadan son bir rüzgar daha esti.
Kuru ve solmuş yaprak. Kopup…
Savruldu durdu Rüzgar ile bir o yana bir bu yana! Korkmuştu!
Fakat Son bir sözü vardı 4 mevsimi ona dolu dolu yaşatmayana…
Ruhum um un yalnızlığıyla ölüme yürüyeceğim,
Kara bulanıcak belki ağustos um.
Uykuda bulacak belki ölüm beni.
Sonum olacak belki beyaz ölüm…
Uyuya kaldım uyanmanın hayalinde iken.
Hayaller içinde boğuldum gerçeği bulmak için.
Kimbilir belki tutunamayacağım yaşama.
Anlamsız bir hayatta yaşamayı kim ister ki?
Tekrardan yaşama döngüsünde bir ölüm…
Her zaman bekliyecek yeniden döngüye dahil olabilmek için.
Yürüyecek bir ışık göremeyeceksin belki
Karanlık yol göstermeyecek..
Sadece ruhunun berraklığı gölge yaratacak sana.
Belki son kez gideceksin, belkide son kez geleceksin hayata.
Belki seçimin huzura kavuşturacak seni belkide karanlığa iten…
İraden olacak kurtulmanın anahtarı.
Kurtulmak için çabala.
Ölüm ensende olacak daima.
Yüzyüze geleceksin korkularınla.
Yenmek için yüzleşmenin korkusunda.